Grace; bir özgürleşme hikayesi

Öfkeliydim sana, zamanla geçti…

Mükemmel değildim hala değilim ama arkadaşımı özlüyorum.

Öfkem cidden özlemimi görmemi engelledi, görmek istemedim. Bastırdım durdum. Hayatta tutunduğum, en çok beslendiğim yerde yarı yolda bırakılmış hissettim. Zaten hep yolda bırakılıyordum ki, hep yolda bırakılmıştım uzun zamandan beri ! Öyle şişik bi yerden geliyordu ki bu duygu, öyle büyük bir yerdendi ki. Çok çalıştım o yaralı, yolda bırakılan kızla, hala çalışıyorum. Bazen çok acılı oluyor anlıyor musun, bayağı kesik atmışlar gibi acıyor… Hıçkıra hıçkıra acıyor. Toparlanıp güne başlamak, insanlara karışmak zor oluyor. Ve zaten yarıyolda bırakılırım diye kimseye söylenemiyor…

Ne zaman sana hak verse içimin bir yeri “ama ben ona hayallerimi emanet etmiştim” çıkıyor canavar gibi, köpüre köpüre… Karla karışık yağmur gibi sana olan duygularım. Ama sonunda hep güneş doğuruyorum bile isteye…

Geçen hafta normalde basit olan ama ellerimi ayaklarımı buza kesen bir toplantıya gittim. Hani çalışmıştım ben, hani aşmıştım o duyguları. Hani artık değişmişti her şey !
İçimde köpükler yanıyordu. Köpük hiç yanar mıydı arkadaşım !? Karşımda koca koca adamlara kafa tutar oldum. Kafa tutmalar tersti bana. Ama ben buz gibi kafa tutuyordum. Bazı isimler sayılıyordu. Katî ve kesin hayır diyordum. Öyle bir hayır ki amalar sıralanamadı…

İzin istedim başka odaya geçtim. Gözlerimi kapadım, sağ elimi karnım ve midem arasına, bedenimde güven hissettiğim yere koydum. Ve az önce katîyetle hayır dediklerimi yan koltuğa oturtmaya çalıştım. Olmadı. Oturamadılar bile! Koltuk boştu.

Seni oturtmadım o koltuğa. Çünkü katî bir şekilde oturmak istemediğini söylemiştin.
Ve son öğrendiğim öğretilerin içinde en büyük referans noktamız “özgür irade”ydi.
Karar kişiye aitti. Ruhun seçimine saygı gerekliydi.
Kimseye birşey zorla yaptırılamazdı…
Kararımı bildireceğimi söyleyip çıktım. Binadan adımımı dışarı atar atmaz sağa mı gitsem sola mı diye trafik lambasının etrafında bocaladım. Çantamla birkaç kişiye feci geçirmiş olabilirim. Öfke bedenimi ivmelendiriyordu.

Dolmabahçe yolunda öyle bir kavga ettim ki seninle, o güzelim çiçekler yok oldu bir an! Gücümü senden almamalıydım anlıyor musun. Gücümüzü 3 başlıktan alıyoruz demişti arketip hocam henüz, daha dün. Fiziksel, duygusal ve asla Türkçesini dolduramadığım *Grace’den. Ben seninle kavga ederken gücümü fiziksel olarak senden, duygusal olarak arkadaşlığımızdan alıyordum. Grace’im nerde benim diye ağlamaya başladım aniden. Delilik gibi, ramakla çok karşılaşıyorum bu ara! Ramak böyle bombeli bir şey, geçersen ötesine geri dönüşü yok fiziksel olarak. Anlıyor musun?

En son Kadıköy vapuruna bindim. Soğuktu ama içerisi de boğuktu, pis pis nefesti. Soğuğu seçtim. Yorgundum kavgamızdan. İkimizi de haklı çıkarmaktan, hak yememekten yorgundum. Grace’im yoktu hala ortalıkta ! Ona ayrıca şaşkındım.

Ne zaman ki bakışlarım denizin renginde eridi, martılar sadece varlıklarıyla bile beni teselli etti ve insanların sıcağı seçmesine aşırı sevindim, içimde boşluk açıldı, sakinledim…

İstanbul kahpesi çok güzeldi, hem zaten gidemiyordum. Neden gelmiştim ki ben buraya? Neden neden neden !
Grace’im geldi. Ooooo Grace’ciğim hoş geldin ve bana neler getirdin? Ama Grace’in gelmesiyle bu İstanbul’dan gidememek kısmı aynı anda oluyor, düşün nasıl yorucu. Kapadım gözümü “ulan” dedim, “teker teker gelin. Hep mi gafil avlayacaksınız.”
Dumur var ya, sen nasıl tarif edersen et kendine, ben heh işte öyle dumur olmuştum ! Gün gibi açıkmış sebebi, benim Grace’im hayallerimmiş, kurduğum hayaller benim en büyük gücümmüş. Ben Grace’im için gelmiştim 2010’da İstanbul’a. Velhasıl, gri dalgalar böyle bam bam diye beynime vura vura indim vapurdan. Sonrası katarsis, metroya inerken yine seninle bir kavgaya tutuştum, “Grace’imi sana emanet etmiştim beeeğn”diye. Şimdi anlıyor musun neden sana olan hislerim parçalı bulutlu?

Kararlarına saygım sonsuz, ve bundan sonra olacaklardan içimin yeni keşfettiği bir yerleri sorumlu, yeni benler yani. Tanışmak bilişmek istersen, eskilerin özlemiyle kavuşalım derim. Kavgaya tek başıma tutuşmak istemiyorum. Seni savunmak, seni savunmak zorunda kalmak çok yorucu. Gel, sen kendi kendini savun. Bende kendime bakayım, belki hayallerimin içinden seni özgür bırakırsam gerçek Grace’imi keşfederim. Bilemiyorum.

Adamlara hala cevap vermedim.
Belki seni gerçekten özgür bırakırsam adamlara bir cevap bulurum, yoluma bakarım.

*Grace; bilge, lütfa ermiş.

Yayınlayan

Elif Bekfelavi

Yolcu, Yolda olmaktan mutlu, Yolda olmaya gönüllü, Yolun daima başında:) Yoga ile bedenini, Theta Healing ile kendisini, Astroloji ile gelecek günleri kucaklar. Son olarak; futbol ve Formula 1 yazar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s